Gelişen kimya ve inşaat sektörü, bize her gün yeni bir yapay malzeme sunuyor. Ahşap görünümlü plastikler, mermer desenli seramikler, taş taklidi paneller... Bu yapaylık, mimariyi dürüstlüğünden uzaklaştırıp bir sahne dekoruna dönüştürüyor. Bizim için mimarlıkta en önemli kurallardan biri "malzemenin dürüstlüğü"dür. Taş, taş gibi davranmalıdır; ahşap ise ahşap.
Her doğal malzemenin kendine has bir karakteri, bir sesi ve bir dokunma hissi vardır. Doğal taş, serinliği ve kütlesel ağırlığıyla yapıyı toprağa bağlar. Ahşap, yaşayan dokusuyla insana dokunma isteği uyandırır ve mekanı ısıtır. Beton, kalıba dökülüş anının tüm kusurlarını ve brüt gücünü yüzeyinde saklar. Bu malzemeleri taklitleriyle değiştirdiğinizde, mekanın ruhunu da yok edersiniz.
"Malzemelerin kendi içlerinde taşıdığı patinayı, yani yaşlanma izlerini kucaklıyoruz. Kusursuzluk değil, dürüstlük arıyoruz."
Patinanın Güzelliği ve Eskime Sanatı
Yapay malzemeler yaşlanamaz; sadece bozulur ve kirlenirler. Ancak doğal malzemeler yaşlanır ve karakter kazanır. Zamanın rüzgarı, yağmuru ve insan elinin teması, ahşabın rengini grileştirir, taşın yüzeyini aşındırır, bakırı yeşillendirir. Buna "patina" denir. Patina, yapının zaman içindeki yolculuğunun belgesidir. Yapı, eskidikçe ve yaşlandıkça güzelleşir, çevresiyle daha derin bir uyum kurar.
ARKHE olarak, projelerimizde cilalı, kusursuz yüzeyler yerine ham ve dokulu yüzeyleri tercih ediyoruz. Vadi Evi'nde kestane ahşaplarını ham bıraktık ki ormanın nemli havasıyla grileşebilsin. Taş Kütüphane'de el yontusu tüf taşlarını kullandık ki üzerlerindeki zanaatkar izleri okunsun. Liman Atölyesi'nde Corten çeliğin oksitlenmiş pas tabakasını koruduk ki limanın endüstriyel geçmişi nefes alsın. Çünkü hammadde, yapının hafızasıdır.